g.e.l.h.e.l.e.

... Ona cesaret verecek insanlar da vardı dünyada. Ve o, uzun boylu düşünmeden, hesaba kitaba kaçmadan, öylesine, içinden geldiği gibi, dünyasını kurmaya çalıştı; bu uzun şarkıları yazdı. "İstediğini yaz Selim," dedim. "Hiçbir korku aklını gölgelemesin." "Sonunda pişman olursun, usanırsın benden," dedi. "Zarar yok Selim be," dedim. "Bir insan da senin yüzünden sıkılsın; bir insandan da utanma! Ne olur?" "Peki Süleyman dost" dedi. Senin için olsun bu şarkılar...

14 Haziran 2009

BEŞİRLE VALS, ŞARONLA KÖREBE



elin oğlu kendi kıçını temizlemeyi nasıl da iyi biliyor. demek ki 1915'te yaşananlara şahit çaresiz emirkulu bir mehmetçik'in gözünden anlatan bir film çekilse bugün kopartılan bütün yaygarayı susturacağız.

eğer iş bitirmesi için orta yerine aşilin/rambonun salıverildiği epik bir savaştan bahsetmiyorsak bir askerin bir savaşta müdahalesinin ne derece olması bekleniyor ki? sadece bir asker bile bütün o katliamı yapmış olsa bile milgram deneyi ile her şeyi aklayabiliyorken neyin vicdan hesabı yapılıyor? yeni hiçbir şey anlatmıyor bu film. sadece filistinlilerin katliamından dolayı bir askerin yaşadığı travmayı görüyoruz. e o zaman sormazlar mı adama, milyonlarca insana anlatmaya çalıştığın şey binlerce insanın yaşadığı acıdan sorumlu olan üstlerinin sorumsuzluklarıyla bahaneldirilmiş travmatik belleğin miydi sadece?

bu film iç savaş, katliam, israil, lübnan ve filistinliler hakkında hiçbir şey anlatmıyor. bir savaştan piyonların sorumluluğu tutulamayacağını da herkes biliyor. insanın dibini düşüren görüntü tekniği, ses ve müzikleriyle bu film kitlesel bir olayla ilgili toplumsal bir hesap sormak/vermek yerine bireysel terapi yoluna giderek sadece yönetmenin ve olaydan sorumlu olan üstlerin vicdanını temizlemiştir.

13 Haziran 2009

ZAMAN-BOYUT ALGIMIZA BİR ÜST LEVELDAN BAKIŞ


13 Mayıs 2009

NE KOLANIN ŞEKERİ NE ARABANIN ÇEKERİ


kola'nın içinde bulunan şeker miktarlarını görüyorsunuz. böyle gösterince ürkütücü oluyor tabi. sırasıyla  39, 65 ve 108 gram şeker ediyor her birinde.

İNTERNETTE İYİ ŞİFRE İÇİN ÖNERİLER


google'ın, internette kullanıcıların şifrelerinin kolayca tahmin edilip kaptırmamaları için birkaç güzel önerisi var:

• yaratcı ol. sözlükte bulunabilecek kelimeleri kullanma.
• en az altı karakter olsun.
• klavye sırası (asdf) veya sayı sırası (1234) içermesin.
• kendine kısaltma (akronim) bul. NATO, UNESCO gibi bilinen kısaltmalardan kaçın. şifre sadece kısaltmadan ibaret olmasın. sayılar ve noktalama işaretleri de olsun.
• noktalama işaretleri, büyük-küçük harf ve sayımı karışımı olsun.
• alfabedeki harf karakteri yerine ona şeklen benzer olanları kullan. misal, o harfi yerine 0 rakamı, s harfi yerine $ işareti, gibi.
• okunuşları benzer olan kelimeleri karıştır: telefon-telef10.
• şifre sadece sayılardan, büyük harflerden veya küçük harflerden oluşmasın.
• araç plakası, kitap veya gazete gibi yerlerden rastgele sayılar ve harfler bul.
• tekrar eden karakterler kullanma (aa11).
• iyi şifreye örnek olarak verilen şifreleri kullanma.
• şifreni kimseye söyleme. hiçbir yere yazma
• email ile şifreni hiçbir yere yollama. güvenilir kurumlar asla şifreni istemez.
• periyodik olarak şifreni değiştir.

DANS JANR TANIMAZ



genç erkekler kategorisinde düğün performansı


veteran teyzeler kategorisinde sokak performansı

12 Mayıs 2009

BOYNER'DEN AYAKKABI ALMAK


ayakkabı alırken dikkat etmek gerekiyor. bir günlük giymeden sonra topuk ve parmakların ağzına sıçan ayakkabıları derisi kırışmış, ayağın şeklini almış gerekçesiyle değiştirmiyorlar. hatta nasıl yapıyorlarsa ürünü vitrine koyup satılabilir olup olmadığına bakıyorlarmış, artık ellerinde nasıl bir simülasyon teknolojisi var bilmiyorum ama yaklaşık 2 dakikada sonucu elde edebiliyorlar.

çare olarak ayakkabı ve çorabı oracıkta çıkarıp bot vurmasından muzdarip askerinki gibi su toplayan ve morarmaya yüz tutmuş aşil tendonları gösterilebilir. ama sanırım ürün destektekileri asıl ikna eden şey "satış elemanınız bunun açılıp genişleyeceğini söylemişti ama" sözü. yani hatanın kendilerinde olduğunu göstermek gerekiyor.


10 Mayıs 2009

YILIN 365 GÜNÜ ANALIK YAPANLARA


11 Nisan 2009

KİNİK GERİLLA PAZARLAMACILIK


sokak köpeklerinin sıcak yaz ayında çimenlerde gerine gerine keyif çatması çalışan adamın acayip zoruna gider. türkiye'de hemen her şehirde bulunan başıboş köpeklerden faydalanmak gerek. ürünün reklamını yapmak isteyen firmalar yakalayacak bunları, bir güzel önce karınlarını doyuracak, bitlerini, kenelerini ayıklayacak. sonra da üstüne ürünün reklamını giydirecek. sabahtan akşama kadar köpek şehrin altını üstünü getirirken insanlar da ürünü tanımış olacak. yalnız eminim belediye tabela vergisi almak isteyecektir. sokak köpeklerini kadroya almak gerekebilir. 

EKSTREMIST YAŞAM DÖNGÜSÜ


gelecekte dev kompüterler elektriği afrika'nın çöllerinde üretilen güneş enerjisinden alacak, açığa çıkan yüksek ısıya çare olarak da kutuplara yerleştirilecek. insan yaşamı gayet elverişsiz olan bu iki ekstrem ortam bilgisayarların yaşam pınarı olacak.

08 Nisan 2009

BAŞ BELASI VÜCUT MUSİBETLERİ



bir süredir "allah düşmanımın başına vermesin!" nitelemesiyle anılan hastalıklar nelerdir bulmaya çalışıyorum. ama bu hastalıklar böbrek yetmezliği, kanser, yanık, körlük gibi dış etkenli, kaza sonucu, ırsi, bariz belli sebeplerden ortaya çıkanlar olmamalı. birincisi çok ağrıtmalı, ikincisi herkeste görülebilir olmalı, kurtulabilmek mümkün olmalı. anlatamadım, bulabildiğim somut örneklerden gideyim:


• diş ağrısı
• bel ağrısı (bel fıtığı)
• tırnak batması


bunların hepsi de acayip ağrı yapar. diş ağrısı hiçbir şey yedirmez. kafayı kazan gibi yapar, nefes almak bile işkence olabilir. bel yürürken de otururken de bir türlü rahat ettirmez. tırnak her adımı işkenceye çevirir. basit bir çorap giymek bile ağır çekim itina gerektirebilir. 

bunların hepsi de yeterince gayret gösterilirse her insanda görülebilir. dişini fırçalamazsan dişler çürür; ağır kaldırırsan bel omurları kayar, kötü ayakkabı giyersen, tırnağı düz kesmezsen tırnak ete girer vs.

vücudun her bölgesi için bir musibet varmış aslında: kafada diş ağrısı, gövdede bel ağrısı, ayakta tırnak batması.

No comments yet